#yabancıfilm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#yabancıfilm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Filme Dair: Blind (Karanlığın Gözleri)


Türü: Polisiye, gerilim, korku
Yapım: 2011 - Güney Kore

Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

Görme engelli bir kadının korkunç bir cinayetin tek tanığı olmasıyla olayların gelişmesini anlatan gerilim filmi. Yalnız yaşayan görme engelli Min Soo-Ah, kardeşinin öldüğü kazada görme yetisini kaybetmiş eski bir polis memuru. Bir gün yağmurlu bir gecede bindiği taksi şoförünün bir seri katil olduğundan şüphelenir. Polise gider, bildiklerini anlatır. Ancak polis, kadın görmediği için onu pek kale almaz ama duyularının güçlü olduğunu anlayınca ona inanır. Böylece kadının anlattıkları ölçüsünde olay araştırılır. O sırada genç bir görgü tanığı ortaya çıkar ve Soo-Ah'ın bindiği arabanın bir taksi olmadığını iddia eder. İşler karmaşık hale gelmiş, bu arada seri katil görgü tanıklarını ortadan kaldırmak için harekete geçer. Ancak Min Soo-Ah gözlerini yitirse de algılarını ve cesaretini yitirmemiştir. 

Başrol kadın oyuncu Kim Ha-Neul'un oyunculuğunu seviyorum. Bu filmde de rolünü oynamamış, yaşamış adeta. Bu film aynı zamanda en iyi senaryo ödülü almış. 

Filme Dair: Flukt (Kaçış)

                                           

Türü: Gerilim, aksiyon
Yapımı: 2012 - Norveç

Uyarı: Yazı, filme dair mecburi sürprizbozan içerebilir!!!

Film, ülkenin kara ölüm veba tarafından harap edilmesinden birkaç yıl sonra Orta Çağ Norveç'inde geçer. Veba, nüfusun yarısını silmiştir. Daha iyi bir yaşam için kaçışlar başlamıştır. Fakir bir aile, yeni bir hayata başlamak için yolculuğa çıkar. Issız bir dağ geçidinde acımasız haydutların oluşturduğu bir hırsız çetesi tarafından saldırıya uğrar. Saldırganlar, geriye sadece kızları Signe kalana kadar aileyi acımasızca katleder. Bu çetenin lideri olan Dagmar'ın emriyle kız, esir alınıp haydutların kampına götürülür. Burada Frigg adında küçük bir kızla karşılaşır. O da bir zamanlar Signe gibi ailesinden alınmıştır. Ancak Dagmar'ın Frigg'e karşı olan tavrı anaçtır. Signe'ye ise sert davranırlar. 


Film ilerledikçe izleyici, Dagmar'ın geçmişini öğreniyor ve bu onu trajik bir figür haline getiriyor. İki başrolün de ortak noktası; köşeye sıkıştıklarında, kendilerini son çare olarak azgın beyaz sulara yani ölüme bırakması. Şelale onlar için, kaçış noktası. Filmin arka fonu olan Norveç'in vahşi doğası etkileyici. Hayatta kalmak için önce kaçarken daha sonra intikam hırsının verdiği savaş güdüsü ön plana çıkmakta.

Filme Dair: The Negotiation (Müzakereci-Arabulucu)


Türü: Aksiyon, gerilim, suç
Yapımı: 2018 - Güney Kore

Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

The Negotiation, Arabulucu ya da Müzâkereci olarak Türkçeye çevirebileceğimiz film; bir rehine olayını konu almaktadır. Ha Chae-Yoon, Seul Polis Teşkilatı'nda kriz müzakerecisi olarak görevlidir. Seul Büyükşehir Polis Ajansı'nın kriz müzakere ekibini yönetmektedir. Sakin ve soğukkanlı bir tavrı vardır. Kıvrak zekâsıyla birçok olaya çözüm bulsa da etrafındakiler yüzünden işleri başarıyla sonuçlanmaz. Sonuçlandıramadığı işler ve kurtaramadığı insanlar için üzülür. Min Tae-Koo ise uluslararası suç örgütü için çalışan bir silah kaçakçısı. Hikâye, müzakereci ile rehineci etrafında döner. Bir polis memurunun rehin alındığı olayda, Tayland üzerinden iletişime geçen suçlunun isteğiyle Chae-Yoon müzakereci olarak çağrılır. Zaman geçtikten sonra, kendisini bu göreve sadece kukla olarak, tecrübelerinden faydalanmak üzere çağırdıklarını öğrenir.

Min Tae-Koo, elindeki rehineleri ustalıkla kullanırken üst düzey görevli kişileri karşısında görüşmeye çağırır. Bu arada Chae-Yoon'un, Tae-Koo'nun aldığı rehineleri kurtarmak için sadece 12 saati vardır. Bu arabulucu ablamızın teröristlerle konuşması ve bi' orta yol bulması gerekiyor, ama kadını göreve getirenler ona bir ön bilgi vermiyorlar. Rehineleri alıkoyan teröristler kim, amaçları/talepleri ne, adamlarla ne konuşacak bir şey bilmiyor kadıncağız. Polisler değil de en baştaki kişiler mevzuyu biliyor ve herkesten saklıyorlar. Chae Yoon, oldukça zeki bir suçlu olan Min Tae Koo'yu ikna etmeye çalıştıkça mevkisini düşünen üsleri tarafından çalışması baltalanıyor. O da olayı kendi ekibiyle çözmeye karar veriyor.


Müzakereci hızlı bir giriş yapıyor. Polis Chae-Yoon, amirinin rehin alındığı bir olayda görevlendiriliyor. Kontrol odasında monitör aracılığıyla soğukkanlı rehineci ile karşı karşıya kalıyor. Bu sebeple daha çok dikkat kesilmek gerekiyor filme, kişileri ve olayları anlamak için.. Sonrasında pazarlıklar başlıyor. Ülkede yüksek konumdaki bürokrasi, çamura bulaşmış durumda oldukları için herkes kendini düşünüyor. Böylece kendileri söz konusu olduğunda başka hiçbir canı önemsemedikleri ortaya çıkıyor.
                                                                                    

Filmde oynayan oyunculara önceden âşinayım. Kore'deki yolsuzluklarla mücadele, savcıların yanılttığı adalet konularını içermekte. Başarılı bir suç-gerilim filmi. Neticede Güney Kore sineması, kendine özgü işler yaptığı için kendi kurumlarını da eleştirdiği için sinema dünyasında adından söz ettiriyor. Konu itibariyle ve oyuncuların uyumu açısından güzel, sürükleyici ama senaryo zayıf. Sonu farklı şekillenebilirdi sanki, oldu bittiye getirilmiş gibi. 

    Filme Dair: The Hunter (Avcı)


    Türü: Dram, gerilim
    Yapımı: 2011 - Avustralya

    Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

    Avcı; Julia Leigh'in 1999 tarihli aynı adlı romanından uyarlanmış. Bir biyoteknoloji şirketi olan Red Leaf'in, son Tazmanya kaplanını avlamak için Avrupa'dan Tazmanya'ya gönderdiği Martin David'in öyküsünü ele alır. Soyu tükenen bir Tazmanya kaplanının avlanması istenir ve bu görevi kısa sürede yerine getirmesi için David'e baskı yapılır. Çünkü şirket, bu kaplanın DNA'sının peşindedir. Çünkü bu kaplanın, kurbanını felç eden eşsiz bir zehri varmış. 


    Genel olarak donuk, ağır tempoda ilerleyen bir film. Normalde böyle filmleri severim ama bu filmde, ne bir hareket ne dikkat çekici bir replik vardı. Oyunculuk olsa da senaryo zayıf, kopukluklar var. Araştırma için bölgeye gönderilen bilim insanı David, araştırmaya odaklanmıyor. Evdeki çocuklardan biri, bir zamanlar babasının da peşinde olduğu kaplan için David'e yardım ediyor. Kitap uyarlaması olduğu için belki kitabında çok daha heyecanlı anlatılmıştır bu konu, ama film izleyiciyi kendine çekemiyor bir türlü. Filmin sevilen yanı, doğal güzellikleri iyi yansıtması.. Avcımızın görev için gittiği yerde, evin çocuklarıyla kurduğu sevgi bağı güzeldi. Babalarının yolunu umutla bekleyen çocukların dramı ön plandaydı. Peki bu avcımız hiç mi bir şey avlamadı? Kaplanı avlamak için kurduğu tuzaklar ve birkaç avlanma sahnesi olsa da yetersizdi. Etkileyici olan kısmı, avcının kaplanla karşılaştığında vicdanının ona önce 'dur' demesi, sonra kaplanın başkalarının kötü emellerine alet olacağı endişesinden korkarak öldürüp yok etmesi. Son sahnesi güzel; fakat tatminkâr değildi. Sevgi her şeye değer doğrusu. 

    Umarım bu film için hiçbir canlıya zarar verilmemiştir; çünkü filmdeki görüntüler şüpheye düşürüyor ve sonunda buna dair bir uyarı yazmamışlar. Anlatılmak istenen aslında doğaya zarar veren, canlıları çıkarları için katleden insan türünden daha tehlikeli bir mahlûk olmadığı. Çıtası çok yüksek olmasa da izlenmeye değer..

    Filme Dair: Psikometri

                                             

    Türü: Gizem, korku, polisiye, fantastik
    Yapımı: 2013 - Güney Kore

    Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

    Yang Choon-Dong, üç yıldır dedektiflik yapmaktadır. Polis merkezine kız çocuklarının kaçırılmasına dair ihbarlar gelmektedir. Bir kız çocuğunun kaçırılması ve ardından öldürülmesi ile ilgili bir dâvâ söz konusudur. Polis Yang Choon-Dong, bu olayı incelerken olayın meydana geldiği mahallede bulunan bir duvarda cinayeti resmeden bir grafiti görür. Resmi çizen Kim Joon'un katil zanlısı olduğunu zanneder ve onun ''psikometri'' gibi özel bir yeteneği olduğunu öğrenir. Bu yeteneği biraz araştırınca psikometri yeteneğine sahip hastaların olduğunu öğrendim; bu yüzden filmin ne kadarı fantastik bilemeyeceğim, bana pek inandırıcı gelmedi açıkçası.. Psikometri; ruh ölçümü demekmiş, Parapsikolojinin alt dallarından. Bir nesneye dokunarak, geçmişte o nesneye dokunmuş kişi ya da kişiler hakkında tarihsel bilgi edinebilme. İnanması güç.. (Dokunulan nesneler üzerinden ona dokunan kişiler hakkında bilgi sahibi olma. Ruhsal yapımızla dokunduğumuz her şeye nüfuz edip iz bırakırız. Bu izler tüm canlılar tarafından bırakılan, içerisinde duygu ve anı barındıran ruhsal parmak izleridir.) 

    Böylece Polis Yang Choon-Dong, çocuğu kaçıranın izini sürmek için Kim Joon'un bu özelliğinden yararlanır. Polis memuru Yang, bu kaçırılma vak.'asına ilgi duyar, araştırmaya başlar. Kim Joon'un yeteneğini öğrenince onunla işbirliği yaparak olayı çözmeye karar verir. Amacı, öldürülen kız çocuğunun izini sürerek kaçırılan çocuğa ulaşmaktır. 

    Kim Joon; doğa üstü, psişik güçleri olan bir genç. Bu özel yeteneğinden dolayı yıllardır kendini diğer insanlardan soyutlamış, okulunu bırakıp saklanarak yaşamıştır. Çocuğun çok özel yeteneği var gerçekten. Filmdeki gibi böyle bir şey mümkün olsaydı, suçlular daha kolay yakalanırdı herhalde. Çocuk gördüklerini polise gidip anlatsa onları inandıramayacağı için suç mahallini duvarlara resmediyormuş. Kuşların gördüklerini okuyup duvara resmediyor bi bakıma. Kuşbakışı çizimler.. 
    ...
    Film deyip geçmemek lâzım, bu film özellikle son yıllarda yaşanan çocuk vak'aları üzerine düşündürücü ve farkındalık oluşturmuş. 

    Gündeme aniden bomba gibi düşen çocuk haberleriyle sarsılıyoruz. Elbette bu suçlar sadece ülkemizde yaşanmıyor. Çocukken yaşanan bu kötü travmalar insanlarda kötü birer anı olmanın ötesinde bazı kalıcı hasarlara da yol açabiliyor. Filmlere ve kitaplara konu olan bu sarsıcı olaylar hakkında birtakım önlemler almak yerinde olacaktır. Çocukların istismar, kaçırılma ya da kaybolma riskini azaltmak için çocukların uyması gereken kurallar hayati önem taşıyor. İşte bu kuralları içeren Volkan Çolakoğlu'nun (Çocuk İstismarı ve İhmaliyle Mücadele Derneği İcra Kurulu Başkanı) hazırladığı 14 maddeden oluşan Çocuk Takvimi:

    1. Yalnız yerler güvenli değil. Ben hep arkadaşlarımla oynarım!
    2. Tanımadığım kişilerden şeker, hediye almam!
    3. Ailemden izinsiz arabalara binmem!
    4. Yardım istersem, üniformalı birinden isterim!
    5. Kendi adımı, annemin adını, babamın adını bilirim. Telefon numaralarımızla adresimizi de bilirim!
    6. Su birikintisi, kuyu, havuz, nehir veya denize yanımda yetişkin olmadan yaklaşmam ve girmem!
    7. İstemediğim şeylere hemen ''Hayır'' derim!
    8. Tedirginsem hemen oradan uzaklaşırım, kaçarım!
    9. Yabancı biri bana dokunursa, buna izin vermem. Biri bana dokunduğunda kötü hissedersem de ''Hayır, bana dokunma!'' derim. Bu, benim en doğal hakkım!
    10. Sesim, alarmımdır benim. Tedirginsem, korkarsam hemen bağırırım. Çekinmem!
    11. Başkalarıyla konuştuklarımı aileme söylerim!
    12. Bir yere gitmeden önce aileme sorarım!
    13. Korkarsam, kendimi kötü hissedersem, hemen birine söylerim!
    14. Büyük biri benden yardım isterse yardım etmeden önce ailemden izin alırım! 

    Bu listeyi evde çocuğun odasına asmalı ve daha küçük yaştaysa bunları ona tembihte bulunmalıyız. Ayrıca uzmanlar; 'çocuğum evin önünde, bahçede oynuyor.' diye rahat olunmaması gerektiğini söylüyor. Unutmayalım, tedbirli olmak hayat kurtarır!

    Filme Dair: Ha-roo/A Day (Bir Gün)


    Türü: Gizem, gerilim, fantastik
    Ülke: 2017 - Güney Kore 

    Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

    Film zaman döngüsü içeriyor. Sizi baştan uyarayım, filmi izlerken dikkatiniz dağılmasın, yani başka şeylerle ilgilenmeyin; çünkü kaçırırsanız anlamayabilirsiniz. Savaş bölgelerine tıbbi destek sunan ünlü bir cerrah, ülkesine yıllar sonra geri dönüyor. Bu doktor aynı zamanda bir baba ve kızına pek babalık yapamamış. Kızının doğum günü için buluşacakları sırada kızına aniden bir araba çarpıyor ve film aslında böyle başlıyor. Acılı baba biricik kızına yardım etmek isterken içine düştüğü durumun farkına varıyor. Doktor için gün tekrarlıyor ve kendini hep uçakta hep aynı kâbustan uyanırken buluyor. 

    Doktorumuz küçük kızını o kazadan nasıl kurtarabileceğinin yollarını arıyor. Bu arada gün sadece doktor için tekrarlanmıyor, üç adam için de bir döngü söz konusu. Bu üç adamın geçmişte halledemediği bir mesele olmuş gibi. Doktorumuz, seneler önce kalp hastası olan kızının hayatını kurtarmak için meslek etiğine uymayan bir eylemde bulunmuş; şoförün oğlu Haroo'nun organ nakli için, şoför komadayken ondan habersiz vasi izni alıyor ve kızını bu sayede kurtarıyor. Aradan yıllar geçmiş, yaptığı eylemi doktor bile unutmuş; ancak şoför intikam planları yapmakta. Şoför, her iki adamdan da geçmişin intikamını almaya kararlı. İlk başta kazayı durdurursak gün tekrarlanmaz diye düşünüyorlar, işe yaramıyor. Sonrasında ise şoförün gönlünü kazanırsak o da intikam almayı bırakır, diye düşünüp buna göre hareket ediyorlar. Neyse ki filmin sonunda Şoför adamın kalbi yumuşadı. Çünkü oğlu Haroo'nun doktorun kızının içinde bi' yerlerde yaşadığını hissetti. Kız da ne tatlı, adı Eun-jung. Kalp nakli olduğunu biliyor: ''Haroo benim içimde yaşıyor ajusshi.'' diyor. Ah şu çocuklarla hayvanların merhametinden aşılamak lâzım insanlara.. Film böylece tatlıya bağlanıyor. Sürekli aynı şeylerin yaşandığı, hele ki cehennem azabı gibi tekrarlanan bir günü kim yaşamak ister ki.. 

    Filme Dair: Last Knights (Son Şövalyeler)


    Türü: Aksiyon, tarih, intikam, savaş 
    Yapımı: 2015 - İngiltere, Çek Cumhuriyeti ve Güney Kore

    Uyarı: Yazı, filme dair mecburi spoiler/sürprizbozan içerebilir!!!

    Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!

    Uzun süren savaşlardan sonra İmparatorluk, hakim olduğu topraklarda bir düzen kurar ve kanunlar koyar. İmparatorluğa bağlı Lord Bartok'un (Morgan Freeman) bölgesinde ise onurlu ve sadık savaşçılar hâlâ isyancı çapulculara karşı savaşmaktadır. Bunların başında da Lord'una son derece bağlı, geçmişi karanlık bir şövalye olan Komutan Raiden vardır. Raiden'e bir baba yakınlığı içinde olan, hattâ onu kendine veliaht ilan eden Lord Bartok'a İmparator'un adamı olan ve geniş yetkilerini haraç ve rüşvet için kullanan Bakan'dan elçi aracılığıyla haber gelir. Açgözlü bakan sırası gelen Lord'u saraya rüşvet almak için davet eder. hesaba katmadığı şey ise, Lord Bartok'un rüşvet vermeyi asla onuruna yedirmediğidir. Lord ve ekibi saraya doğru yola koyulurlar. Onların da hesaba katmadığı şey sarayda yaşanacaklardan sonra, dönüş yolu onlar için bir felaket olacaktır. 
    ...
    Başarılı bir film olmuş, hele ki, filmde usta oyuncu Morgan Freeman varsa o film başarılıdır. Filmin yönetmeni Uzak Doğu kökenliymiş, ki filmi izleyenler bazı oyuncuların da Uzak Doğulu olduğunu fark etmişlerdir. Hintli, Çinli, Arap, Zenci, Norveçli olarak çeşitlilik arz etmiş. Kapalı sette çekilmiş gibi, karanlık bir atmosfer ve doğallık açısından iyiydi. Olayların nerede ne zaman geçtiği belirsiz olsa da Orta Çağ kokan bir film olduğu belli..

    7. Ordu sağlam karakterli askerlerden oluşuyor. Bakan, Lord'una bağlı komutanın efendisini öldürmesini istiyor. Zaten yaşlı, hasta adam; bırakın da eceliyle ölsün değil mi.. Ama maalesef komutan Lord'unu öldürmek zorunda kalıyor. Sonra saraydan çıkıyor çıkmasına ama içinden intikam yeminleri ediyor, bakışlarından belli. Bir ara dedim, komutan sefahat alemine düştü, paranoyak oldu filan. Meğerse intikam planları yapıyormuş, fırtına öncesi sessizlik yani..
    Bu bakımdan ''Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz.'' atasözü bu filme cuk oturmuş. Adamlarıyla saraya baskın yapıyorlar. Saraya giriş sahnesinde kapılar yeterince korunmamış mantıksal olarak. İnsan onuru için yaşamalı, onuru için ölümü göze almalı ve onuru için ölmelidir, filmin teması olmuş. Bağlılık, sadakat, vefa, kahramanlık konuları filme iyice yedirilmiş. Filmin sonunda 'geçmişe dönüş' yapıldığını yönetmen daha akılda kalıcı gösterebilirdi. İmparator, sonunda bu onurlu adamı affedip halktan gizli yaşamasına izin veriyor.

    Filmi bir öğretmen arkadaşım tavsiye etmiş, izlerken aklına Bozkurtlar romanı gelsin demişti. İzleyince nasıl kaçırmışım bunu, dedim. Hakikaten filmi izlerken aklınıza rahmetli Atsız'ın Bozkurtlar romanını getirin. Bildiğiniz Kür Şad İhtilali bu yahu. Gizli gizli romanı okuyup senaryoya mı çektiler acaba..? Senaristler bizim tarihimizi şöyle bir karıştırsalar filmlere konu olacak o kadar kahraman ve olay var ki.. Nasıl senaryo sıkıntısı çekiyorlar anlamıyorum. Tarihimiz ve kültürümüz çok zengin, köklü de. Yabancılar bu konuda bizden iyi fark ettiyseniz. Kahramanı olmasa bile kurguluyorlar. Bizde hâlâ aynı tema filmleri yapadursunlar. Bizdeki tarih yabancılarda olsa ne filmler yaparlar değil mi yani.. Senaristlere duyurulur..
    ...

    ・Onuruna aldığın yaraya kendin yol açmışsındır.
    ・Her insan şerefiyle birlikte doğar. Bu sizden ne alınabilir, ne de verilebilir. Asıl mesele onu kaybetmemektir.

    Filme Dair: Akeelah and The Bee (Sözcüklerin Gücü)


    Türü: Eğitim, okul
    Yapımı: 2006 - ABD

    Uyarı: Yazı, filme dair mecburi sürprizbozan içerebilir!!!

    Sözcüklere tutkun ve kelime avcısı biri olarak bu film dikkatimi çekmişti. Yıllar önce izlemiş ve çok beğenmiştim. Ayrıca film, eğitimcilerin ve ebeveynlerin mutlaka izlemesi gereken filmler arasında yer alıyor. Okulda veya ailece, üzerinde çıkarımlar yapılarak çocuklara izletilebilecek bir film aynı zamanda. Hayallerin sabır ve gayretle gerçekleşebileceğini çok güzel anlatmış. 

    Kelimeler harflerden oluşur. Sadece anlam değil, aynı zamanda duygu barındırır. Tıpkı insanlar gibi kelimelerin de tarihi, sosyolojisi ve psikolojisi vardır. Tarihi serüvenine ''etimoloji'' dediğimiz kelimeler insan duygularını harekete geçirir. Birine sevgi sözcükleri kullandığımızda mutlu ettiğimiz gibi.. 

    Gelelim filme.. 8 ödül almış ve 12 ödüle aday gösterilmiş 2006 yapımı bir film.
    11 yaşında bir kız, Akeelah Anderson. 6 yaşındayken babasını kaybetmiş, annesi de işinden dolayı onu ihmal etmiştir. 3 kardeşi vardır. Akeelah, babası gibi sözcüklerle arası iyi olduğundan dil bilgisine yetenekli, sınıf atlayan zeki bir kız ama öz güveni eksik, utangaç bir kişiliği var. Okuduğu okulun maddi sıkıntıları olduğundan okul müdürü, kelime kodlama (heceleme) alanındaki ulusal yarışmaya katılmak ve Akeelah'ın bu yeteneğinden faydalanarak okula kazanç sağlamak ister. Bunun için önce eyalet yarışmalarını kazanmaları gerekir.

    Akeelah yarışmaya katılırsa rezil olmaktan korkmaktadır. Ancak okul müdürü Akeelah'ın devamsızlıklarından dolayı onu okuldan uzaklaştırma tehdidiyle yarışmaya ikna eder. O, abisinin de desteğiyle babası için bu yarışmaya katılmaya karar verir. Akeelah'ın, büyükleriyle konuşurken argo (ağzıbozuk) ve laubali bir dil kullandığından yarışmaya katılması için onun eğitilmesini şart olarak görürler. Okul müdürünün arkadaşı olan öğretim görevlisi Dr. Larabee'ye bütçe ayrılır ve böylece Akeelah'a özel hoca tutulmuş olur.

    Öte yandan Dr. Larabee, kızını kaybetmiş bir baba. Çocuğu ölünce eşiyle ayrılmışlar. Akeelah'da kendi kızını görüyor gibi olur. Bu bakımdan ''Karate Kid'' filmine benzettim. Derken Akeelah, hocası ile birlikte çalışmalara başlar; sözlük karıştırır, yeni sözcükler öğrenir ve bu sözcüklerin kökenini anlamlarıyla birlikte hafızasına kaydeder. Arkadaşlarının katıldığı kelime kodlama grubuna katılır, birlikte oyun oynayarak sözcükleri tekrar ederler. Akeelah böylece iyi bir motivasyonla önce eyalet yarışmasını, daha sonra da ulusal yarışmayı kazanıp okulunu başarıyla temsil eder. 

    Filmde Akeelah'a hem öğretmen ve arkadaşları, hem de ailesi destek olmuştu. Sadece bir yarışma, diyenler olabilir; ama o yarışmayı keşfetmeden önce Akeelah'ın özgüveni düşük, bir şeyleri başarabileceğine olan inancı zayıftı. Bu yarışmaya katılma cesareti gösterip kendi varlığını ortaya koydu aslında, ailesi gibi o da kendi değerinin farkına vardı. Bugün eski bir sözcük duyduğunda gençlerin anlamsız bakışlarına maruz kalıyoruz. Bu teknoloji çağında, elinden akıllı telefonu düşürmeyen yeni neslin zaman kaybı ve insana bir şey katmayan internet oyunları ve sosyal medya yerine böyle zekâ oyunları oynaması ne güzel olurdu. Tabii buna devletin, okulların ve ailenin teşvik edip uluslararası turnuvalar düzenlenmesi gerekir.. 

    Filmde, babasının yarışmayı kazanması için Dylan üstünde baskı kurmasını bizdeki eğitim sistemine benzettim. Öğrencilerin sınav uğruna çoğu şeyi kaçırmaları, dostluktan, sevgiden uzak büyümeleri, başkalarının beklentisi uğruna şekilden şekile girmeleri.. Maddi getirisi fazla olan bir meslek, makam ve itibar sahibi olmak değildir önemli olan. Sınavı hayatının merkezine koyan, tıpkı açlık oyunları gibi arkadaşlarını rakip olarak görüp (puan sıralaması) elemek amacında olan öğrenciler gelecek için ne acı manzara.. Sonra insanlık arar dururuz. Bazen filmden bir sahne, kitaptan bir alıntı kişiyi düşünmeye sevk ediyor. Burada bilgiyi körü körüne öğrenmek, ezberci bir robot olmak yerine bilgiye duygu katarak öğrenmeyi, sevgi bağıyla pekiştirmeyi anlatmış. 

                               

    Çıkarımlar: 

    - Sosyal ve ekonomik problemleri olan bir aile, görmezden gelinen, ihmal edilen bir kız çocuğunun kendince hayat mücadelesi ve yeteneklerini keşfetme çabası.
    - Kendine güvensiz bir çocuğun başarması için önce kendine inanması gerektiği.
    -  Dul bir annenin yaşadığı zorluklar dolayısıyla çocukları için çok çalıştığını zannedip aslında onların ahlâken eğitimlerini, ebeveyn olarak sorumluluklarını aksatması.
    -  Bir öğretmenin bir çocuğa nasıl eğitmenlik yapacağı ve bunu yaparken nasıl yöntemler kullanacağı. (soru- cevap, ip atlatarak sözcük türetme, gürültü çıkartarak dikkat testi, çalışırken tempo tutma filmdeki yöntemlerdi.)
    - Sözcüklerin ve cümlelerin insan yaşamında ne kadar önemli olduğu, insanlar üzerinde pozitif veya negatif hisler bırakacak kadar güçlü ve etkili olduğu.
    - Hırsın ve egonun yerine; dostluğun, arkadaşlığın ve güvenin tüm sosyo-kültürel farklara rağmen insanları ortak bir paydada nasıl bir araya getirebildiği.
    - Eğitim koçunun çocuğu eğitmeyi bıraksa bile annenin ''sen istersen binlerce eğitmenin olur'' şeklinde bir motivasyonla çocuğunu bu yolda desteklemesi.
    - İnandığı yolda başarmak için mücadele ederken, karşısına çıkan zorlukların üstesinden gelme cesareti.
    - Birbirini ezerek uygulanan rekabetin olumsuzluğu, tek başına kazanmak yerine birlikte kazanmanın değerini anlatması.

    Replikler:

    * ''N'aparsanız yapın ya da nereye giderseniz gidin uyum sağlayamadığınızı hissettiniz mi? Bunun karşılığı hangi kelime? Yabancılaşmak mı, garipsemek mi, uyuşmazlık mı? Hayır, bunlar tam ifade etmiyor. Ama bunu anlatan bir kelime olmalı; çünkü sürekli böyle hissediyorum.''
    * ''En derin kaygılarımız yetersizliklerimiz değildir. En derin kaygımız, tahminimizden de öte güçlü olan yanlarımızdır. Kendimize sorarız. bu kadar zeki, muhteşem, yetenekli ve harika olacak kimim ki ben? Aslında neden olmayayım ki? Hepimiz içimizdeki tanrının görkemini göstermek için bu dünyaya geldik ve ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde diğerlerine de aynılarını yapmaları için müsaade etmiş oluruz.''
    *  ''Sana herhangi bir şey ifade ediyor mu? 
    + Bilmiyorum. 
    - Çok yalın bir dille yazılmış, sana ne ifade etti? 
    + Korkmamam gerektiğini mi? 
    - Neden korkmaman? 
    + Kendimden, öyle mi?''
    ''Bu ulusal kodlama yarışması çok zordur. Çocukları çiğneyip tükürdüğüne şahit oldum.'' (Bakınız üniversite sınavları.. Her yıl Türkiye'de binlerce öğrencinin kaderinin 3 saatlik bir sınava bağlı olması ne acı.. )
    *  ''Kelimeler dünyayı değiştirir.'' 
    ''Önce lisânın kudretini algılayacaksın, sonra kelimenin mânâsını yakalayacaksın, kökenini fark edip köklerine ayıracaksın ve sindireceksin. Sonra ne olacaksın biliyor musun? 
    + Hı hı bitap düşeceğim. 
    - Şampiyon olacaksın.'' :)
    ''Bak Akeelah, yardım etmek isteyen insanlar yok sanma. Şu an istesen elli bin eğitmen bulabileceğinden eminim. Benden başlayabilirsin.''
    ''Korku sadece kafandadır.''
    ''Her şeyin yolunda gittiğini hissettiğiniz oldu mu? Ne dünden ne de yarından endişe duymadığınız. Kendinizi güvende hissettiğiniz ve elinizden geleni yaptığınızı hissettiğiniz oldu mu? Bu hissin bir adı var ve ona ''aşk'' deniyor. l-o-v-e. Ve kodlama yapmayı öğrendiğim yerdeki, yaşadığım yerdeki, aileme ve tüm eğitmenlerime karşı beslediğim şey bu. Birlikte öğrendik, birlikte başardık.''